Tom Araya'nın Ses Kaybı

Melbourne'da çıktıkları konserde, kült grup Slayer'ın vokalisti Tom Araya gösteri sırasında sesini kaybetmiş, durumdan seyirciyi de haberdar etmeye çalışıyor. Cidden fena gitmiş sesi, travestiye dönmüş adam:) Slayer da geri kalan şovunda enstrümantal takılmış. Geçmiş olsun diyelim; bu yaşta bu vokalleri yapmak kolay değil zaten(1961 doğumlu), turne yorgunluğu falan derken kalıcı ya da uzun sürecek korkutucu bir hasar ortaya çıkmaz umarım. Büyük ihtimalle de ortaya çıkmayacaktır, felaket tellallığına gerek yok.

İnternete Devlet Kotası

Last Fm ve Myspace telif hakkı nedeniyle yasak, Youtube Atatürk'e hakaret videoları nedeniyle yasak, ateist siteleri yasak, blogger.com yasaktı her an yine yasaklanabilir, cinsel içerikli sitelerin hemen hepsi yasak, Justin Tv yasak; şu, bu, o, herşey yasak... RTÜK Telekomünikasyon Kurumu'ndan daha insaflı yemin ederim. Bu yasakların bazılarını tabii zorlamayla yapıor, mesela Lig Tv o kadar para verdiği ligin internetten rahatlıkla izlenmesine razı gelecek değil, MESAM gibi fason müzik dernekleri de Myspace yasaklanınca kaset satışları artacak sanıyorlar, bunun için de internet erişiminin kısıtlanması için davalar açıyorlar. Ama temelde yasakçı bir zihniyetin kontrolünde internette sörf yaptığımız bir gerçek. Ulan bir ara Facebook'taki Farmville yasaklandı, daha ne olsun.

Yöneticilerimizin de bu konularda pek bir duyarsız olduğunu söylemeye bile gerek yok. İlk youtube yasağında Binali Yıldırım " Burada para kazanıyorsa, vergisini verecek, kayıt olacak. Ben youtube'um, facebook'um bana kimse karışamaz diye birşey yok." mealinde bir açıklama yapmıştı. Sayın bakanımız büyük ihtimalle youtube'u Türkiye'de telefon kablosu üretmek için fabrika açan bir müteşebbis sandı, olabilir. Kayıtdışı ekonominin de bize verdiği zararları ayrıca gündeme getirmiş konuşmasında, o da güzel. Başbakanımız aynı yasakta "Ben girebiliyorum, siz de girin." diyerek, DNS ayarlarını değiştirme, ktunnel ve youtube jacker gibi opsiyonların hala bulunduğunu hatırlattı. Türkiye'de başbakan olmanın belki de en güzel yönü, başkası söylese suç olacak birşeyi rahatlıkla ifade edebilme özgürlüğü. Türkiye'de ifade özgürlüğünden bahsedebileceğimiz tek yer belki de. Koyulan her yasağın, onlara göre mantıklı, biz göre saçmasapan bir nedeni vardı. İnternette okuduğumuz, izlediğimiz bazı şeylerin bizi rahatsız etmesi doğal; ancak bunlara gözümüzü kapayıp, arkamızı dönünce bunlar yok olmuyor ki. Birkaç elemanın dangalaklığının cezasını milyonlar çekiyor, Hoş o milyonlarda başbakanımızın belirttiği gibi bir yolunu bulup yasaklı siteleri açabiliyor, o zaman bu çaba niye? Harıl harıl çalışıldığını göstermek falan mı?

İnternet dünyasında en aktif birkaç milletteniz. Bu yasak furyası başladığında gülüp geçiyorduk, artık tepki göstermeliyiz. İncir çekirdeği sebeplerle siteye ceza vereyim derken kullanıcıyı cezalandıran sistem kendisini sorgulayana dek biz onu sorgulamalıyız.

Bir Zamanlar Defne Samyeli

BKA 5 - Bienal

İstanbul bilmem kaçıncı bienali afişlerini görünce "Neydi bu ya?" diye merak ettim, sanatsal birşey olduğunu her türlü seziyorum da. TDK Sözlüğü'nde yılaşırı die çıktı anlamı, bu anlam tabii batı dillerindeki kelime anlamının çevirisi. İtalyanca'da 'her bir diğer yıl' anlamına geliyormuş. Genellikle iki yılda bir düzenlenen sanatsal ve kültürel faaliyetlere verilen admış.

Ek bilgi: Ülkemizde ilk defa 1987'de İstanbul'da bienal düzenlenmiş. Bu seneki 11. Uluslararası İstanbul Bienali'ne hazır devam ederken fırsatını bulursak gidelim, gitmeyenleri götürelim.

Olmayınca Olmuyor

Real Madrid 3-2 Deportivo La Coruna (C.Ronaldo 90 dk., 1 gol)

Espanyol 0-3 Real Madrid (C.Ronaldo 25 dk., 1 gol)

Real Madrid 5-0 Xerez (C.Ronaldo 79 dk., 2 gol)

Villareal 0-2 Real Madrid (C.Ronaldo 90 dk., 1 gol)

Real Madrid 3-0 Tenerife (C.Ronaldo 79 dk.)

Sevilla 2-1 Real Madrid (C.Ronaldo 0 dk.)


Geldi, ligde ilk 4 haftada da gol atarak kulübün rekorunu kırdı, dakika aldığı her maçta takımı kazandı, dakika aldığı her maçta takımının kazanmasına katkıda bulundu. Oynamadığı ilk maçta ise o maça kadar puan dahi kaybetmeyen takımı mağlup oldu. Bambaşka futbolculardan biri olduğunu istemese de gösterdi yine.



Ben Sana İstifa Edemezsin Demedim


Sivasspor'un durumu geçen yıllara göre içler acısı malumunuz. 7 maçta 1 beraberlik 6 yenilgiye sahip olan Sivasspor'un hocası, Arsene Wenger'in en büyük rakibi Bülent Uygun (aka "Trubulance of the General") 2-0'lık Antalyaspor galibiyetinden sonra istifasını sunmuş basın mensupları karşısında. 7 hafta boyunca aklı başka bir boyuta kaçmıştı herhalde.

Bülent Uygun'a sırf Fenerbahçe'nin eski futbolcusu olduğu için uyuz olanlardan değilim, zira Fenerbahçeliyim; benim sebebim adamın insanımızın maalesef klasik sendromu olan şark kurnazlıkları ve ucuz kahraman olma sevdası ve bunları da bir kısım futbolu takip eden insanımıza yedirmeyi başarması. 7 haftada sadece 1 puan toplayarak sıçıp batırdığı bir sezonda alınan ilk galibiyetten sonra istifa şovu yapması da bu ucuz kahramanlık hastalığından kaynaklanıyor. Bir yandan bu adam bir daha kolay kolay iş bulamasın istiyorum, öte yandan televizyon programlarının müdavimi olup gündem yaratma potansiyelinden korkuyorum. Bence adam gibi davranmayı öğrenene kadar Tibet'te bir tapınağa yerleşsin, onun bozukluklarını ancak öyle bir mekan düzeltebilir. Uzun bir süre iş bulamazsa dünyanın en büyük sürprizi olmaz benim için.

Trabzonspor olası bir Hugo Broos'la yolların ayrılması durumunda Bülent Uygun'a teklif götürmez di mi? Götürmemeli, götürmesin ya...

Nasıl Yani? -6-


Afganistan'da arkadaşlık sitesine üye olmak zorlar adamı, özellikle bu adam bu siteleri karşı cinsle yakınlaşma için kullanan bir adamsa. Profil fotosundan bu şahsiyetleri arkadaş olarak eklemek meşhur anektodda hocanın "Risk Nedir?" sorusuna verilebilecek en mantıklı cevaplardan biri.

Özellikle üst sağdaki Semoule çok tatlı, bir an önce harekete geçsin Afgan gençler; keza böyle hatunlar fazla boş kalmazlar.

Biri Bu Kızı Bulsun

Valla baya video-blog'a döndü sevgili blogumuz ama paylaşmadan edemeyeceğim. Sefa Topsakal top sakallı bir adamı çağrıştırsa da, kızcağımızın ismi. Bu videodan da belli olduğu çok duru, harika bir sesi var(birazcık tiz ama). Nette biraz araştırınca kendince birşeyler yapmaya çalıştıığını öğrendim. Sağlam yapımcılar el uzatmadan yeterli değil tabii...Müziğe böylesine yatkın insanlarımız gidip turizm, aile planlaması vs. gibi bölümler okuyup kaybolan yetenekler arasına girmesin, kulaklarımız şenlensin. O bölümleri okuyacağına şarkı okusun bol bol.

Yanlış anlamayın ha, turizm ya da aile planlaması bölümlerine garezim yok, mühendislikte okumasın mesela. Hele telekomünikasyon mühendisliği hiç okumasın. Sesi güzel olmayanlar da okumasın, ya da okusun ne bileyim.

Kanye West'in Derdi


Daha önce de buna benzer şeyler yapmıştı Kanye West, ama MTV Müzik Ödülleri'nde En İyi Kadın Şarkıcı'yı Taylor Swift alınca sahneye çıkıp "Beyonce hakettiydi..." diye çığırtmasından sonra Taylor Swift'in Bambi gibi yaralı ceylan kıvamına gelmesi...Yazık lan kıza. Hiçbir zaman kibar bir adam sayılmasa da öküzlükte yeni bir sayfa açtı Kanye. Ki aslında kendisi hepsi birbirinin kopyası olan genç siyah erkek şarkıcılardan cidden farklı ve özgün bir müzik yapan bir adamdır, önemli biri yani aslında, ama 'ne oldum delisi' derler ya, tam o tavır işte

Ondan sonra da Jay Leno'ya çıkıp binbir özürler, ağlamalar falan. Niye yaptın olum o zaman? Davranış bozukluğu doğuştan mı geliyor ünlülerde, yoksa sonradan şartlar mı bunu oluşturuyor?

Neredesin Matt?

Matt Harding diye bir herif, bilgisayar oyunları tasarlamış, zengin bir abimiz. Hayattan sıkılıp dünyayı gezmeye karar veriyor, ama çok da alışılmış bir şekilde değil. Youtube'da en meşhur videolardan birini hazırlamış.Ara sıra izlerken gözümden yaş gelen bu videoyu belki daha önce görmemişsinizdir diye sizle paylaşmak istedim, çok güzel bir şey.

5-0


Sırplarla oynayıp kazandığımız maçın uzatma skoru. 0'a karşı uzatma hiç görmüş müydüm, hatırlamıyorum. Son saniyede hiçbir önemi olmayan atışı bile uçup bloklayan oyuncularımızın olması, kazanmaya kendimizi ne kadar şartladığımızın göstergesi. Yalnız basketbol aklından yoksun oynadık bu maç, maçın büyük bölümünde hiç organize olamadık. Hido'nun dizi hep böyle ağrıyıp hep böyle şut atacaksa (1/16(bez getir Nuri!)) işimiz var. Bana Slovenya maçını kaybedip elemelerden beri süregelen 11-0'lık galibiyet serimizi bozacakmışız gibi geliyor. Kaybetsek de çok önemli değil, hem ilk 2'yi garantileyip avantaj sağladık, hem de şu ana kadar çok güzel bir basketbol karakteri gösterdik.

Ömer Aşık, sana hala aşığım ama bir de şu faulleri soksan sana tapabilirim.

Chris Cornell - Imagine

John Lennon'ın efsanevi şarkısı 'Imagine' son 20 yılın çok önemli vokallerinden Chris Cornell tarafından yorumlanmış. Bir kulak verin, tabii A Perfect Circle gibi bu şarkıyı bambaşka bir hale sokmamış, ama fena değil yine. Chris Cornell 45 yaşındaymış bu arada, hiç göstermiyor ya.

İç ses: Olum adam 20 yıldır önemli vokalist diyosun, sonra 45 yaşında olmasına şaşırıyorsun.
Ben: Ne bilim abi, seksi erkek imajı falan var ya, ondan 45 yaşında değildir diye şey ettim.

Ricky Rubio


Avrupa basketbolunu takip edenler, bu adamı çok uzun zamandır tanıyorlar zaten, Amerika'da draft öncesi ve sonrası en çok konuşulan adamlardan biri oldu. 15-16 yaşlarında Euroleague'deki müthiş istatistikleri onu draftta "hot prospect" haline getirdi. Minnesota onu istiyor, Memphis onu istiyor, N.Y istiyor, yeniden yapılanmaya gircek her takım onu istiyor. Rubio da havalara girmiş biraz. Şuna gelmem, ona giderim, havası kötü, musluk suyu içilmiyo falan...Bizim maçta da gördüm, NBA'e geldiği zaman çok net "overrated" olur. Şutu tamam pek iyi değildi ama, iyice gerilemiş. Sette oyun kuramıyor, tıkır tıkır işleyen İspanya tekerine çomak sokmuş adam. NBA Avrupalılar için özellikle gard pozisyonunda tutunması çok zor bir yer, bu arkadaş da yukarılardan seçildiği için baskı üzerinde olacak. Avrupa'da 2 yıl daha kalacakmış, o sürede de çok gelişemez. Bilmiyorum, bir kaşık suda fırtına koparıldı bu adam için, siz Harden'a, Curry'e bakın esas.

Bizim maç demişken, iyi koyduk İspanya'ya. Ömer Aşık'a aşığım.

Soğuk Yiyiniz!



İngiltere, 2008 Avrupa Şampiyonası'na katılmak için son maçta Hırvatlarla oynamıştı evlerinde. Hırvatistan çoktan şampiyonaya gitmeyi garantilemişti, İngilizlerin mutlak kazanması gereken maçta yukarıdaki resimde kaleci kılığına girmiş abanoz Carson'ın da yardımıyla 3-2 galip gelerek onları kupaya katılmaktan mahrum bırakmıştı. McClaren gitti, Capello geldi, İngilizler bu maçın verdiği acıyı unutamadı. 2010 Dünya Kupası Elemelerinde yine Hırvatistan'la eşleştiklerinde kader ağlarını örmüş gibiydi.


Bu sefer rolller değişmişti. Kupaya katılmayı çoktan garantileyen İngiltere, Ukrayna'ya yetişmek için mutlak kazanmak zorunda olan Hırvatistan'ı ağırlayacaktı. Bu sefer pek konuksever takılmadı İngiltere, 5-1'lik ezici galibiyette goller Gerrard(2), Lampard(2), Rooney'den geldi. Şimdi Üç Aslan'ın son maçı Ukrayna'yla deplasmanda, büyük ihtimalle o maça da yatacaklardır. Ne de olsa intikam soğuk yenen bi yemektir, benim bildiğim İngilizler de tadını çıkara çıkara yer bu yemeği.

BKA 4 - Paradigma

Bu kelime hakkında bir fikrim vardıysa da, TDK ve internet araştırmaları sonucunda kafam iyice çorba oldu. Sözlük anlamını verelim:

I . aynı söz dizimsel bağlam içinde birbirinin yerini alabilecek olan ve güçlü bir karşıtlık bağlantısı kuran ögelerin oluşturduğu bütün, dizi.
II . belirli bir alanda çalışan bilim adamlarının paylaştığı ortak değerler ve anlayışlar dizisi.
III . model.

Anladığım kadarıyla paradigma önceden gelen birikim ve tecrübeleri de kişinin ya da bilimin doğru kabul ettiği genel bir bakış açısı oluyor. Yani Müslümanlar da, Yahudiler de, Hristiyanlar da tek tanrıya inanıyor; ama inanış ve ibadet biçimleri, tanrı kavramına getirdileri yorumlar farklı. Mesela Müslümanlık içinde de farklı paradigmalar var, an itibariyle kişilerin kesin doğru olarak gördükleri, ama değişmezliğinin kesin olmadığı kavramlar. Dinden ziyade bilimde paradigma değişimleri daha popüler ve süregelendir, lakin böyle bir olayda da bilim dünyasının gidişatı toptan değişir. Mesela Newton'un kütle ve enerji kuramı bilim dünyasında bir paradigmaydı, ama Einstein görecelilik kuramıyla bambaşka bir bakış açısı getirdi fiziğe. Şu anda da fizik dünyası o paradigmaya bağlı olarak yol alıyor. Falan filan işte...